Uzayı Keşfetmek

Uzayı Keşfetmek

İnsanlar ilk çağlardan beri uzayı keşfetmeyi hayal ediyorlardı. Onu daha iyi inceleyebilmek için pek çok keşif aleti icat ettiler. Bu aletlerin gelişimi, düşünce devrimini de gerçekleştirdi: Güneş, merkezdeki yıldız olarak görülmeye başlandı ve Dünya da artık Samanyolu’nda bulunan pek çok gezegenden biriydi. Bununla birlikte, uzayın yalnızca ufak bir parçasını bilebiliyoruz: Bizim galaksimizde -Samanyolu’muzda- yaklaşık olarak yüz milyar güneş bulunuyor ve bunun dışında gene yüz milyar galaksinin bildiğimiz evreni oluşturduğu kabul ediliyor.

Uzayın sınırlan aşıldı. Astronomide gerçekleştirilen keşiflere rağmen çok sayıda sorunun aydınlatılması gerekiyor. Evren nasıl oluştu? Galaksiler nasıl ortaya çıktı? Bir yıldız nasıl doğar? Gittikçe güçlenen teleskoplarla yıldızlar gözlemleniyor. Yeni araştırmalar yeni gezegenlerin varlığını öğrenmemizi sağlıyor. Bilgisayarlar sınırsız hesaplar yapabilmemize imkân tanıyor. Bu teknik imkânlar sayesinde bilginler kâinat hakkında daha geniş çapta bilgiler elde edebiliyorlar, sorulan soruların bir kısmına cevap verebilecekler ve belki de başka konuksever gezegenlerde hayat izine rastlayabilecekler.

Avrupalıların ve Amerikalıların uzay programlan içinde en iddialı olanı, Mars’a astronot gönderme programıdır. NASA önce Ay’da devamlı bir üs kurmayı öngörüyor. Ay hem deneylerin yapıldığı bir site hem de yeni tekniklerin testlerinin yapıldığı bir yer ve Mars’ın keşfinde bir sıçrama tahtası olacaktır. Ay ile ilgili teknik gelişmelerin 2012 yılma kadar tamamlanması gerekiyor. Mars’ın keşfi 2016 yılında hazırlık çalışmalarıyla başlayacak.

Sürekli bir üssün kurulması 2027 yılında gerçekleşecek. Rüya ya da gerçek, uzayın büyüklüğü, uçsuz bucaksız oluşu her zaman insanları kendisine çekecek.

Uzayın Fethi

19. yüzyılın sonlarına doğru uzayı keşif araçları hayal edilmeye başlanmıştı bile. 1865 yılında Jules Vernes “Ay’a Yolculuk” adlı romanında, bir uzay kapsülünün dokuz yüz ayaklık bir top aracılığıyla nasıl fırlatıldığım, fırlatılışından dört gün sonra aya ulaştığını yazıyordu. Buna karşılık, 1910 yıllarına doğru hayal edilen “2000 yılının hava savaşı”nda (yukarıdaki resim) kullanılan araçlar, günümüzün doğallıktan uzak araçlarına hiç benzemiyor. 1962 yılında NASA tarafından uzaya fırlatılan Telstar-1 Atlantik üzerinde, uydu aracılığıyla ilk kıtalararası televizyon yayınlarını gerçekleştirdi. 1966 yılında Luna-9 (yukarıda) Ay’ın yüzeyine yumuşak inişi araştıran ilk aygıttı. Bugün uzay araştırma aracı Galilco (aşağıdaki resim) spiral şekiller çizerek Jüpiter’e doğru yol alıyor. Araç, 1995 yılında dört milyar kilometrelik bir yolculuktan sonra Jüpiter’e ulaşmış olacak.

Ay’ın Keşfi

Apollo programı sırasında Amerikalılar toplam olarak Ay’ın yüzeyinde on dokuz gün geçirdiler ve kayalardan 387 kilogramlık örnek topladılar. Ay keşif modülü sayesinde Ay’a iniş yaptıktan sonra astronotlar Ay’ın yüzeyinde dolaşmak, bir yerden başka bir yere gitmek için Ay jipini kullanırlar.

Avrupalı Fırlatıcı

Ariane, ilk Avrupalı fırlatıcı, 1979 yılında başarılı bir şekilde yeryüzünden kalktı. 1982 yılından beri işletmeye açıldı, onu dört modül izledi. O günden beri bu füzeler Fransız Guayanası’nda Kuru’dan fırlatılıyor. Ariane füzeleri tarafından elliden fazla uydu yörüngeye oturtuldu. Fırlatıcı uzay füzelerine sahip olmayan pek çok telekomünikasyon, televizyon ya da dünyanın gözlemi çalışmalarını sürdürebilmek için Ariane füzelerinden yararlanıyorlar. 1995 yılı için gerçekleştirilecek olan Ariane 5 daha önemli uyduları taşıyabilecek. Aynı zamanda uydu istasyonları ile Kuru arasında mekik görevi yapacak sesten hızlı tekrar kullanılabilecek.

Oturulan Uydu İstasyonları

Günümüzde böyle oturulan pek çok uydu istasyonu var. Skylab 1973 yılında Amerikalılar tarafından uzaya fırlatıldı. Yaklaşık altı yıl boyunca uzayda kaldı ve bilimsel görevlerini yerine getirmek için gelen değişik astronotları ağırladı. Uzayda hayat koşullan yer çekimi yokluğu yüzünden (yukarıdaki ve aşağıdaki resimlerde Spacelab’ın içi görülüyor) çok özeldir. Astronotlar bir yere yapışmak için ellerinden, yumruklarından yararlanmak, masada ya da deneylerde kullandıkları aletlerin önünde durabilmek için ayaklarını takoz gibi yere sıkıştırmak zorundadırlar.