Uzayda rekabet

Uzayda rekabet

İLK YAPAY UYDU -SPUTNİK-yörüngeye 1957’de yerleştirildi. Uyduların askerî ve sivil yaşamın temel öğeleri durumuna gelmesi için 30 yıl yeterli olacaktı. Öyle ki, bazı yörüngeler doygunluğa ulaşmaya başlamıştır ve bir kısım yeni uydunun fırlatılması için devletler arasında görüşmeler yapılması gerekmektedir.

Askerî açıdan, uzaya egemen olmak artık temel bir görevdir; kıtalararası füzeler seyirde kullanılan ve mevki tayin uydularından yararlanmasaydı, kesin doğrultusu olmayan alelade mermilerden başka bir şey olmazdı. Bombardıman uçakları ve stratejik denizaltılara yörüngelerdeki bu gibi donanımlara o-lan bağımlılığı daha da güçlüdür. Düşmanın askerî ve sivil gücüne ilişkin bilgiler büyük ölçüde uzaydan çekilen fotoğraflarla sağlanmaktadır. Bu fotoğraflar, silahlanmanın denetimi anlaşmalarına uyulup uyulmadığının saptanması bakımından da vazgeçilmezdir. Dünyanın dört bir yanma dağılmış olan silahlı kuvvetler, eksiksiz bir haberleşme uyduları şebekesinin desteği olmaksızın hareket edemez. « Akıllı » silahların -bu silahlar en ileri elektronik, optik ve bilişim tekniklerini kapsamakta ve askerî birimlerin savaş alanında önemli ölçüde ademi merkezileşmiş hareketlerini sağlamaktadır- gelişmesiyle kara ordusunun askerleri bile konumlarını hesaplamak, hedeflerini belirlemek veya eylemlerini koordine etmek için kaderlerini uzaya bağlamak durumunda kalmışlardır. Bugün ordular uzay olmaksızın sağır ve dilsiz kalmaya mahkûmdur.

Uzayın sağladığı fırsatlar sivil alanda da temel bir rol oynamaktadır. Uydular yok olsaydı, işletmeler, malî piyasalar ve devletler arasındaki haberleşme çöker ve bu durum hesaplanması imkânsız sonuçlar doğururdu. Hava ve deniz ulaşımı da uydulara yerleştirilmiş işaret şamandıralarının iyi işlemesine bağlıdır.

19701i yılların sonuna kadar Amerikalılar ve Sovyetler uzay etkinliklerinde fiilen tekel durumundaydı. İki süper güç pek de inanmadan uydu imha silahları (Anti-SATellite, ASAT) geliştirme girişimlerinde bulundu. 1983’te Amerikalıların Yıldız Savaşları diye bilinen Stratejik Savunma Girişimimi (SDİ) ortaya atmalarından sonra uzay yeni bir görev e-dindi: düşmanın nükleer füzelerine karşı bir savunma hattı oluşturmak. Füze-savar silahlar ve yer belirleme uydularından oluşan bir « uzay kalkanı» düşüncesi terk edilmese bile, 19801i yılların sonunda yavaş yavaş bir kenara bırakıldığı izlenimini vermekteydi.

Bugün, uzay teknolojisine egemen olmak, çok güçlü bir rekabete konudur ve iki büyüklere birçok yeni ülke eklenmiştir: Çin, Batı Avrupa -Avrupa Uzay Ajansıyla (European Space A-gency, ESA)- Hindistan, İsrail, Japonya ve Brezilya.

Uydusavar Silahlar

Sovyetlerin ekim 1957’de Sputnik Vi uzaya fırlatması, çağdaş ABD askerî tarihinde yaşanan en büyük şoktur. Bu olay SSCB’nin yörüngeye bir nesne, dolayısıyla da bir atom bombası yerleştirebileceğini kanıtlıyordu. Amerikan toprakları ilk defa olarak önemli yıkımlara uğramakla tehdit ediliyordu. Pentagon’un ilk tepkisi, uydu savar silahları geliştirmeye kalkışmak oldu. Bu düşünce çok geçmeden Sovyetler tarafından da benimsendi.

Teknolojinin 1960-1970 yıllarındaki durumu yeterince etkin silahlar yapılmasına imkân vermiyordu; Amerikalılar doğrudan düşman uyduları üzerine nişanlanan ve patlayarak bunları imha eden füzeler geliştirmeyi denediler. Sovyetlerse, Amerikalılar tarafından terk edilen bir düşünce üzerinde yoğunlaştılar: « Katil uydular ». Bununla birlikteki süper güçten hiçbiri, yeterince önemli ve etkin bir kapasiteye sahip değildi.

Amerikalılar 1970’li yılların sonundan itibaren daha başarılı bir sistem geliştirmeyi başardılar: Yüksek irtifada uçaktan fırlatılan bir füze. SDİ çerçevesinde geliştirilen ve uçarken nükleer başlıkları vuracak biçimde tasarlanan bir başka füze de, uyduları imha etmekte kullanılabilirdi.

Yörüngeye yerleştirilmiş donanımların nahifliğinin ve öneminin bilincinde olan iki süper güç, uydusavar programlarını sessizce sürdürdü. SSCB bu araştırmalarda moratoryum ilan ederken, ABD Kongresi Pentagon’un araştırma programlarına ödenek ayırmayı reddetti. •