Thomas Edison

Thomas Edison

Thomas Edison aslında bir sinemacıdır. Hareketli imajlar üzerine yaptığı incelemede, fizikçilerin, ışıklı bir imajın, gözümüzü kapatsak bile retina üzerinde kısa bir süre -saniyenin onda biri- kaldığı üzerine yaptıkları çok bilinen bir olguya dayanmıştır, imajların, saniyede 16 ya da 24 ritmi ile ekran üzerine yansıtılması, hareketli olan aynı kişinin fotoğraflarının gösterilmesi bir süreklilik duygusu yaratmaktadır. Göz, bir imajın diğerinden bağımsız olduğunu ayırt edememektedir. Edison’dan önce, Fransız Ettienne Jules Marey (1830-1904), 1882 yılında, hareketli bir hayvan ya da insanın bir seri fotoğrafının çekilmesine olanak sağlayan bir sinema aygıtı icat etmiştir: Yürüyüş, koşu, kuşların uçuşu. Thomas Edison, her fotoğraf alımını saniyenin on altıda biri ile sınırlamıştır. Elde edilen film, bir geleneksel “büyülü fener” vasıtasıyla bir ekran üzerine yansıtılmıştır. 1889 yılında Edison, 1891 yılında ün kazanacak bir kinetoskopu gerçekleştirmiştir. Bu, yalnızca bir kişiye imaj görme olanağı sağlayan ağır bir eşyaydı.

Akkor Ampul

Sir Humphry Davy. 1809 yılında’, iki kömür elektrot arasında göz kamaştırıcı bir elektrik ışığı üreten kemerli bir lamba icat etti. Kısa bir süre sonra, bu tip ampuller yerini akkor ampullere, akım vasıtasıyla akkor taşıyan bir ince telin bulunduğu bir cam ampule bıraktı. Starr ve King de, 1845 yılında bir başkasını yaptı. Durgun bir ışık verme kapasitesine sahip bu tip ilk lambayı imal eden ve ticarileştiren; Thomas Edison’du. Başlangıçta bambu lirinden oluşan ince telin çok hızlı harcanmasını önlemek için, ampulde boşluk bıraktı.

Kınetoskopta Görülen Hapşırma

Aralarında çok kısa bir zaman bırakarak çekilen fotoğrafların hızlı bir şekilde art arda geçirilmesi, hareket yanılgısı yaratabilmekledir.

Fonograf

Fransız Charles Cros (1842-1888), bilgin ve şair, 1877 yılında, sesin bir silindir mum üzerine kaydedilmesine ilişkin olan bu aygıtın prensibini tasarladı. Thomas Edison, en iyi gravür için silindiri kalaylı bir kâğıtla kapladı. Sesin kaydedilmesi ve yeniden üretilmesi için olan aygıt, sesin şiddeti üzerine az ya da çok derin izler çizen bir iğnenin bulunduğu bir kalaylı rulodan oluşmaktaydı. Daha sonra, 1887 yılında. Emile Berliner silindiri bir disk ile, iğneyi yakutla değiştirdi. Bundan sonra, en iyi kayda olanak sağlayan ve 1878 yılında icat edilmiş olan bir mikrofonun kullanılması sayesinde, elektrikli kayıttaki geniş ağza geçildi. Bir disk üzerine yapılan geleneksel kayıt, balmumu gibi yumuşak bir madde üzerine yapıldı. Bu ilk diskten, lak silgi ile binlerce disk (pozitif) yaratılmasına olanak sağlayan bakır bir negatif disk, bir ana kalıp alındı. Seslerin okunması önce bir çelik iğne ile, daha sonra sesleri toplayan bir pickup ile yapıldı.