Rusya

Rusya’nın Kuruluşu

Bizans İmparatorluğumun kuzeyinde uzaklarda yerleşmiş Slav kabileleri vardı. Bu Slav kabileleri M.S. 6. yüzyıldan itibaren Baltık kıyılarından Adriyatik’e kadar yayıldılar. Daha sonraları, başka kavimlerin göçleri yüzü birbirlerinden ayrıldılar, parçalanıp gittiler. Hepsi aynı dili konuşuyorlardı: Günümüzün Slav dilleri olan çağdaş Rusçanın, Sırpçanın, Polonyalıların konuştuğu dilin ve Çekçenin kaynağı olan bir dildi.

Rusya

Ortaçağ Rusya’sının topraklan, ormanlarla, büyük akarsularla kaplı, kısa süren sıcak yazları, ve suların donduğu, uzun süren, çok soğuk kışlarıyla sert bir kara ikliminin hüküm sürdüğü bir bölgeydi. Aşırı derecede sert olan bu iklim koşulları ülkenin tek etkinliği olan tarım için pek elverişli sayılmazdı. Salgın hastalıkların pençesine düşen halk kıtlıkla, bazen de açlıkla karşı karşıya kalıyordu. Güneyde geniş ovalar uzanıyordu. Bu ovalarda, sürülerini otlatan, topraklarından geçen tüccarlara saldıran savaşçı göçebe topluluklar yaşıyordu. 9. yüzyıldan itibaren Varegler (Viking tüccar ve savaşçıları) iyi havalarda, elverişli mevsimlerde, Araplar ve Bizanslılarda ticaret yapmak için nehirlerden, özellikle Dniepr ve Volga nehirlerinden yararlanıyorlardı. Kendi ticaret yollarının kontrolünü ellerinde bulunduran Varegler zamanla, nehirlerin kıyılarında kurulup gelişmeye başlayan kuzeyde Novgorod ile güneyde Kiev gibi şehirlerde de etkili olmaya, kontrolü ele almaya başlamışlardı.

9. yüzyılın sonlarında Kiev’de Varegu soyundan ilk hanedan kuruldu. Henüz putperesttiler. Şehir, Ortaçağ sonlarının eı görkemli şehirlerinden biri olacaktı. Bu kent, ilk Rus devletinin başkentiydi (Büyük Kiev Prensliği) ve daha sonraki yüzyılların Rusya’sının çekirdeğini oluşturuyordu. Büyük nehirlerinin ticaret yolu olarak kullanılmaya elverişli oluşu bütün ülkede zanaatların gelişmesini ve başka şehir merkezlerinin kuruluşunu sağlamıştı. Aralarında zaman zaman bazı anlaşmazlıklar olsa bile Bizans İmparatorluğu ile ilişkilerinin oluşu onlar için son derece yararlıydı. Varegler zenginliklerini ele geçirmek için istanbul’u bile ele geçirmeye kalkışmışlardı. Kiev prensleri ülkeyi birleştirebilmekte, komşularıyla uzun süreli, kendileri için yararlı olabilecek ilişkiler kurmakta ve kendilerini steplerdeki çapulculardan korumakta güçlük çekiyorlardı. Don ve Dniepr nehirleri arasındaki bölgeyi kontrolleri altında tutan, Orta Asya’dan g^en*-ve güçlü kavimler olan Hazarlar’la^PeÇenekier’ geri püskürtmüşlerdi.

Tanrılar Ve Ruhlar

Slavlar, kabaca insan hatlarıyla resmettikleri tanrıların doğaya hükmettiklerine inanırlardı. Her tanrının kendine has özelliği vardı: Larilo, Güneş, Volos aşağıda, hayvanların veya tavukların tanrısı. Belli başlı bu tanrıların dışında her yerde çeşitli ruhların oturduğuna inanırlardı. Ruhların bazıları ocak, ev tanrısı Domovoy gibi iyi, diğerleri de, orman tanrısı Leschy veya kıyı tanrısı Beregovoy gibi kötü ruhlu olabiliyordu. Bir putperest tapınağında bulunan bu putun dört yüzü var.

Moğol Egemenliği

Steplerin derinliklerinden gelen Altınordu Moğolları, şefleri Cengiz Han’ın önderliğinde (Çin’den Adriya Denizi’ne) dünyanın fethi için yola çıkmışlardı. Devamlı anlaşmazlıklar içinde parçalanmakta olan Rus prenslikleri onlar için yenilmesi kolay birer av olmuşlardı. 1223 yılında birkaç Rus prensinin kendilerine karşı yolladığı orduyu ezip geçtikten sonra Moğollar çevreye dehşet salmaya, yakıp yıkmaya ve çapulculuğa devam ettiler, yenik düşenleri köle yaptılar. Batı krallıklarına bile dehşet salmışlardı. Moğolları yenmeyi başaramayınca Tatarlardan yardım istediler, Rus prenslerin, onların yardımını sağlayabilmek için büyük miktarda haraç vermeleri gerekmişti ve bağımsızlıklarını kaybetmişlerdi. O günden sonra diledikleri Rus prensine kendi toprakları üzerinde yetki veriyorlardı. Rusya için “karanlık” dönem başlamıştı.

İsveçliler Rus prensliklerinin zayıflayışından yararlanmak istediler ve Germen ırkından Toton şövalyelerinin Katolik inançlarını yaymak için kontrolleri altına aldıktan Novgorod topraklarına ayak bastılar.

Novgorod Prensi Aleksandr (1220-1263) îsveçliler’i Neva üzerinde 1240 yılında yendi (bu zaferinden ötürü ona Nevski adı verildi). Tötonlar’ı da 1242’de Thoudes (Çudovo) Gölü üzerinde yendi. Aleksandr hayatının geri kalan kısmını, Tatarlar’la yaptığı üzücü ve küçük düşürücü pazarlıklarla geçirdi. Ruslar’m ödedikleri haraçların miktarını azaltmak için pazarlıklara katılan en önemli yetkili oydu. Sonunda savaşlardan sağ çıkabilmiş Novgorod Boyarlan’na, kentin ekonomik yaşamının devam edebilmesi için Tatarlar’la işbirliği içinde olmaları gerektiğini kabul ettirdi. İki yüzyıldan fazla sürecek olan Tatar hâkimiyeti, Rusya’yı yıkıp batırmış, Batı uygarlığından zaklaştırmış ve bütün ticari ilişkilerini Doğu’ya yöneltmişti.

Tatarlar’ın Rusya Dışına Sürülmesi

Ortodoks kilisesi bütün yükümlülüklerinden muaf olarak Tatarlar tarafından anlayışla, hoşgörüyle karşılanmıştı. Böylece, karanlık çağda, Rus prensleri Tatarlar tarafından yönetimi devralmaya aday gösterilebilmek için kendi aralarında kavga ederken, istilacılar karşısında çok büyük bir korkuya kapılan halkların bu korkusu devam edip giderken, kilise belli bir oranda da olsa Rus kimliğini muhafaza edebilmişti. Bu korku bütün Rusya’ya yayılan coşkulu bir dini hareketi başlatmıştı. Pek çok kişi ıssız ormanlarda keşişliğe başlamıştı.

Aziz Sergey de (1321-1319) bu keşişlerden biriydi. Moskova yakınlarında Rusya’nın en önemli manastırlarından biri olan Troytse-Sergiyevskaya Lavra Manastırı’nı kurdu -bugünkü Zagorsk’ta-. Bu manastır Rus Ortodoks kilisesinin gerçek kalbiydi. Başka keşişler de bir araya gelerek yeni manastırlar kurdular. Yeni kurulan bu manastırlar, yapılan çeviriler ve kopyalar, kitapların her yerde yayılması Hıristiyan uygarlığının büyüyerek çoğalmasında önemli bir rol oynamıştı.

Moskova’da büyük prensi Dimitriy kendisine yardım etmeye gelen pek çok Rus prensi sayesinde, 1380 yılında Kulikova’da – Becasses Vadisi’nde- Don üzerinde Tatarlar’ı ilk kez yenilgiye uğrattı, bu yüzden kendisine Donskoy adı verildi. Kısa süre içinde, çok sayıda asker kaybederek elde edilen bu zafer, hep birlikte elde ettikleri bir zaferdi, milli duyguların doğmasına sebep olmuştu. Kulikova zaferi aynı zamanda yenilmez düşman imajını yıkmıştı: Ayrıca bu zafer, Hıristiyan Ortodoksların İslamiyet karşısında elde ettikleri bir zafer olarak kabul edilmiş, Moskova’nın prestijini artırmış, Rusya’mn başkenti olmasını sağlamıştı. Ama Moğol boyunduruğundan kurtulabilmeleri için aradan uzunca bir süre geçmesi gerekiyordu, ancak bir asırdan daha uzun bir süre geçtikten sonra Rusya bu istiladan tam olarak kurtulabilmişti.

İki buçuk yüzyıl süren Moğol egemenliği Rusya’ya pahalıya mal olmuştu. Halk katliamlar sırasında öldürülmüş, kitleler halinde esarete götürülmüştü. Ödedikleri vergiler ekonomilerini çökertmiş, iflas ettirmişti. Bununla birlikte din adamları ve soylular durumdan fazla şikâyetçi görünmüyorlardı.

Günlük Yaşam

III. Vasiliy döneminde Rusya’da Almanya ^elçisi olan Herberstein’dan, 15. yüzyıl başlarının Rusya’sı hakkında çok değerli bilgiler edinebiliyoruz. Herberstein, Sarayın göz kamaştırıcı debdebesini olduğu kadar, yoksul halkın çektiği güçlükleri de fark etmişti. Bir dizi ufak hikâyeyle, kendi geleneklerinden oldukça farklı olan Rus geleneklerini çok canlı bir şekilde anlattı. Bir babanın oğlunu köle olarak satabileceğini yazıyor. Köleler, bazen efendileri tarafından azat ediliyorlardı; ama yaşayabilmek için kendilerini bir başkasına satmaktan başka çıkar yolları olmuyordu. Köylüler çok yoksuldular, çok güç şartlarda yaşıyorlardı. Bayramlarda dinlenmiyor, tatil yapmıyorlardı, çünkü haftanın altı günü efendileri için, yedinci gün ise kendileri için çalışıyorlardı. Bir köyün gençlerinin, diğer köyün gençleriyle spor yapmak amacıyla nasıl kıyasıya birbirlerine girdiklerini de anlatıyor. O sıralarda da ayyaşlık yasaklanıyor ve alkol serbestçe satılamıyordu. Sadece büyük hükümdarlar diledikleri gibi içki satın alabilirlerdi, ama içki içmek isteyenler, kenar mahallelerden birinde inşa edilmiş yerlere gidip yalnızca orada içebilirlerdi.

Kadınların yaşamını çok yakından ve iyi izleyememişti, çünkü kadınlar yalnızca kiliseye gitmek için evden dışarı çıkıyorlardı. Kadınlar, evin kendilerine ayrılmış bir bölümünde yaşıyor, orada çocuklarıyla meşgul oluyor ve yün eğirip dikiş dikiyorlardı.

Bir delikanlı, bir genç kıza evlenme teklif etmezdi. Kız babalan kendi seçtikleri, beğendikleri delikanlılara: “Benim bir kızım var ve senin, damadım olmanı istiyorum” derdi. Herberstein, seyahat etmeye mecbur olduğu için seyahat ile ilgili ayrıntıları iyice incelemişti: Atların, kızakların, posta menzillerinin “çok iyi düzenlendiğini” belirtiyordu. “Uzun tabanlıkları (1.20 metre) çok hızlı hareket edilmesini sağlıyordu” dediği, ayakkabılarının altına takılan tabanlıklar çok ilgisini çekmişti. (Bunlar kayakların ilk örneklerinden başka bir şey değildi). O ülkeye bir ekonomist gibi bakıyor, geçtiği bölgelerin üretimlerini, kaynaklarını not ediyordu. Tefecilerden, memurların düzenbazlığından, hâkimlerin rüşvet almalarından söz ettikten sonra okuyucularını uyararak Moskovalı tüccarların şöhretlerinin çok kötü olduğunu, bu tüccarların müşterilerinin güvenini kazanabilmek için kendilerinin Moskovalı olmadıklarını, bir başka şehirden olduklarını söylediklerini yazıyor.

Anlattıkları öylesine ilginçtir ki, bazı gelenekler günümüzde de devam ediyor: Gelen misafire, “hoş geldin” anlamında, tuz ve ekmek ikram edilmesi gibi.

Nehir üzerinde bir liman olan Novgorod gibi zengin bir kentte, yaz aylarında hayat çok hareketlidir. Zanaatkârların yaptıkları mallar ülkenin her yerine gönderilir. Kentin yakınındaki köylerde ise kış boyunca halkın beslenmesini sağlayacak ürünlerin toplanmasına çalışılır.

Kovch’tar

M.Ö. 2000 yıllarından günümüze kadar gelen bu kaplar iri kütükler yontularak kullanılacakları işlere uygun olarak her boyda yapılırlardı: Su kabı olarak, çuvaldan tahıl almak için veya tahılları muhafaza etmek için

kullanılırlardı. Değerli madenlerden yapılan “kovch”lar ise prenslerin sofralarının süsleriydi.

Satranç Takımı

Satranç, Pers kökenli bir oyundur. Oynayanların zeki olması ve strateji bilmesi gerektiği için Eski Dünya’da çok yaygındı. Novgorod kazılarında bulunan bu satranç taşlan 13. yüzyıla aittir.

Müzik Aletleri

Kazılarda bulunan müzik aletleri çok çeşitliydi. Yayla çalınan bu aletler, bir çeşit kemana benzeyen (yukarıda) veya telleri parmak veya tırnakla destanlar anlatılırdı. Ziyafetler müzik yapmak için de bir fırsattı.

Balık Avı

Kış çok sert geçtiği için besinlerin korunması her yerde olduğundan daha çok gereklidir. Balıklar kurutulur veya pek çok tuzladan elde edilen tuz sayesinde taşımaya ve stok yapmaya elverişli fıçılara tuzlanarak konulurdu.

Maske

Bir deri tabakasından kesilerek hazırlanmış olan ve soytarıların kullandığı bu maske Novgorod’da bulunmuştur.

Ziyafet

Elçi Herberstein, “Hükümdar, bir misafirini onurlandırmak istediğinde ona kendi masasından yemekler yollardı” diyor. O gün ziyafette kuğu kızartması ile ekşi kremalı turna, sirkeli armutjtuzlu salatalık, votka, Yunan şarabı ve bal şerbeti ikram edilmiş.

Hamam

Banyo, daha doğrusu hamam günlük hayatın önemli unsurlarından biriydi. Kızgın taşların üzerine su dökerek elde edilen buhar, yıkananı terletiyor ve terleyince bir demet yaprakla vücudunu ovuşturduktan sonra soğuk su dokunuyordu. Bu tip banyo İskandinav Varegler’in mirasıdır. Daha çok sauna adıyla bilinir ve yüzyıllar öncesine dayanmaktadır. Banyq kuşkusuz yıkanılan ve temizlenilen yerdir ama aynı zamanda bi arada olunan, dinlenilen, dedikodu, hatta bazen içki âlemleri bile yapılabilen bir yerdir.