İlk Dinozorlar

İlk Dinozorlar

Yaklaşık 230 milyon yıl önce, ilk dinozorlar henüz ne çok iri, ne de çok çeşitli idiler. Fakat kısa zamanda yeni yaşam şekillerine uyabilmek için farklılaşmaya başladılar. Bazıları ataları gibi etobur olarak kalırken, diğerleri otobur hale geldiler. Fosilbilimciler, bu kaybolup gitmiş hayvanların etle mi yoksu otla mı beslendiklerini, onların diş ve çene yapıların bakarak anlayabiliyorlar.

Triyas Dönemi’nin sonunda, yani 215 milyon yıl önce, kıtalar hâlâ tek bir kütle halindeydi, O yüzden Amerika’dan Çin’e, Güney Afrika’dan Avrupa’ya kadar hemen hemen her yerde aynı dinozor fosillerine rastlanmaktadır. Plateosaurus gibi büyük otçul prozoropodlann yanında, Prokompsognatus gibi çok çevik küçük etoburlar da yaşardı. Gökyüzünde -Evdimorfodon gibi- ilk pterozorlar kanat çırparken, çok sık ağaçlık kesimlerde, bir sivri sıçandan pek de büyük olmayan çok tüylü küçük hayvanlar görülürdü: Bunlar ilk memelilerdir.

Dinozorlar Ve Kıtaların Ayrılması

Dinozorların uzun egemenliği başladığı zaman, bütün kıtalar henüz tek bir kütle, Pangae halinde birleşikti. 0 yüzden kara hayvanları bu “süperkıta”nın her yanına kolaylıkla yayılabildiler. Bu sebepten Triyas Dönemi’nin dinozorları bütün dünyada hemen hemen aynıdırlar. Daha sonra, yerkürenin üst tabakalarındaki kayma olayı ile Pangae, önce iki büyük kıta kütlesine ayrılır. Güney Gondwana ve kuzeyde Laurasya ortaya çıkar. Bunlar da ilerde parçalanarak günümüzün kıtalarını doğururlar. Dinozorların gelişimi bu parçalanmanın ilk dönemlerinde olmuştur. 1969’da ölen Alman fosilbilimci Friedrich von Huene, fosilleşmiş sürüngenlerin en güçlü uzmanlarından biri olmuştur. Kendisi özellikle en eski dinozorlarla ilgilenmişti.

Jura Dönemi Devleri

Olay, 150 milyon yıl önce Doğu Afrika’da geçer: Bütün zamanların en büyük dinozorlanndan biri olan 12 metre boyundaki Brankiyosaurub saldırmak için, etobur dinozorlar sürüler halinde avlanmak zorundaydılar. Kentrosaurus’un, sırtını örten büyük dikenler koruyucu gibi görünmekle birlikte ısıyı ayarlamak için kendisine bir de “radyatör” vazifesi görüyorlardı.

Oxford’un Büyük Kertenkelesi

1824’de İngiliz fosilbilimci Buckland, Oxford yakınlannda, Jura Dönemi katmanlarında bulunan kemiklere (üstte bir çene görülüyor) Megalosaurus (“büyük kertenkele”) adım verdi. Böylece bir dinozorun kalıntıları ilk defa ilmi bir şekilde tanımlanıyordu.

Dinozorların İzinde

Nisan 1878: Bir grup madenci, Belçika’nın Beraissart Kömür Ocağı’nda 322 metre derinlikte çalışmaktadır. Ansızın bir kil yatağında kocaman kemikler görürler. Fosilbilimciler gelir ve çok geçmeden tanırlar: Bunlar İguanodon dinozorunun kalıntılarıdır. Dört yıllık zorlu bir çalışmadan sonra, otuz kadar tam iskelet maden ocağından çıkarıldı. Fakat İguanodon bilginler için yeni bir şey değildi. 1825’den itibaren, İngiliz Gideon Mantell tarafından tasvir edilmişti. Ne yazık ki o güne kadar, iskeletler eksikti ve hayvan hakkında çok açık bir fikir vermiyordu. O yüzden Beraissart’ta bulunuşundan sonra sivri parmaklı elleri ile kendini savunan bu otçul dinozor, daha iyi tanınmış oldu. İskeleti 125 milyon yıllık bir geçmişe sahipti.

Ocak 1983’de, Londra yakınlarında, Beraissart yataklarıyla aynı dönemden kalma bir taşocağının içinde, amatör bir araştırmacı kocaman bir pençeye rastlara Kazılar başlatılır. Sonunda hiç bilinmedik 4 olağanüstü bir etobur dinozorun iskeleti bir gün yüzüne çıkarılır. Londra Tabiat Tarihi Müzesi’nde kemikleri yerli yerine konan ve Bariyoniks, “Ağır Pençe” adı verilen bu hayvan, timsahlarınki gibi uzun bir yüze , sahipti, fakat vücudu gerçek bir dinozor \ vücuduydu. Fosilbilimciler onun yaşayış tarzını hâlâ merak ediyorlar. Bilimadamlan dişleri, özel çene yapısı ve midesinin yerinde bulunan balık pullarına bakarak Bariyoniks’in balık avcısı bir dinozor olabileceğini düşünüyorlar. Her durumda onun bulunuşu, yeni türlerin de bulunabileceğini gösteriyor. Dinozor avı her zaman mümkündür.

Son Devlerin Kavgası

Bundan 80 ila 65 milyon yıl önce, belki de yeni bir besin kaynağı oluşturan çiçekli bitkilerin ortaya çıkıp gelişmesinin ardından, otçul iki grup dinozor “patlayıcı” bir gelişme gösterirler. Bunlar hadrozorlar veya “ördek gagalı” dinozorlar ile seratopsiyenlerdir. Demir bir yakalıkla uzanan kocaman kafatasları türlere göre bir veya birkaç boynuzla donanmıştır. Bu silahlar, bilinen dünyanın en büyük leşçisi Tirannosaurus gibi, devrin etobur dev dinozorlarına karşı kendisini savunmak için gerekliydi.

Bu dönemde, kıtalar birbirlerinden sarsıntılarla iyice ‘ayrılmış olduktan için, dinozorlaı dünyanın farklı kısımlarında, fakat ayrı olarak, gelişmelerini sürdürdüler. O yüzden artık, tarihlerinin başlangıcında olduğu gibi, Kuzey Amerika’da, Güney Amerika’da veya Avrupa’da aynı hayvanlar bulunmaz. Dinozor fosilleri yakınlarda Antarktika ve Alaska’da bile bulunmuştur. Eğer iklim bugünkünden daha soğuk olsaydı, kutup gecelerinin uzun aylan hayatlannı zorlaştınrdı. O zaman daha uygun bölgelere doğru göç etmek zorunda kalırlardı.

Tebeşir Döneminde Düello

Bir kozalaklılar ormanının bitiminde, son iki tür dinozor olan etle beslenen Tirannosaurus ile ot yiyen Triseratops arasında savaş vardır. Hasımların her biri birkaç ton ağırlığındadır. Birinin kesici dişlerinin karşısında diğerinin ; sivri boynuzlan bulunmaktadır.

Kanlı Ölüm mü?

Fosilbilimciler bir dinozorun sağlık durumunu belirleyebiliyorlarsa da, onun ölüm sebebim nadiren ortaya çıkarabiliyorlar. Isırma yaralan hayvanın sağlığında mı oluşmuştur? Kırıklar bir dövüşün şiddetli darbelerinden mi arta kalmıştır? Bilinemiyor.

Dinozorların Sonu

65 Milyon yıl önce beklenmedik bir olay canlıların bütün tarihini altüst eder. Dinozorlar ve onlarla birlikte diğer birçok canlı varlık, deniz ve kara hayvanları, mikroskobik veya devasa yaratıklar sonsuza dek yok oldu. Bugün çok sayıda uzman, dinozorların sonunun dünya çapında bir çevre felâketini ileri geldiğini savunuyor. Bu felâket uzaydan gelen bir maddenin çarpması veya volkan püskürmelerinden ileri gelmiş olabilir. Araştırmalar sürüyor, esrar devam ediyor…

Bir Yok Oluşun Esrarı

Dinozorlarırın yok oluşu konusunda, uzaylıların müdahalesinden Allah’ın gazabına kadar uzanan birçok varsayım ortaya atılmıştır: Bugün, bilim adamları hâlâ farklı görüştedirler: Dinozorların yok oluşu dev bir gök taşının mı yoksa dünya çapındaki volkan püskürmeleri’nin mi sonucudur? Her iki durumda da, toz bulutlan güneş ışınlanın perdeler, karanlığa sebep olurlar. Işıktan yoksun kalan bitkiler ölürler, tıpkı besinlerinden mahrum kalan otobur hayvanlar gibi. Dinozorlar çağının sonu, kayalıklardaki zengin iridyum yataklarıyla aynı zamana rastlar. İridyum çok nadir bir metaldir ve volkan püskürmeleri veya bir gök taşı yoluyla ortaya çıkmıştır.