Çingeneler

ÇİNGENELERİ HERKES BİLİR, ama iyi tanınmaz. Bir topluluğa bağlı olma duygusuyla aralarında ilişkiler bulunan çeşitli grupların bir mozaiği olan Çingeneler, bütün dünyaya yayılmış, gelişme halinde, sayıca çok ve genç bir toplum oluşturmaktadır: 12 Avrupa Topluluğu devletindeki sayıları tahminen 1 200 000’i bulan Çingenelerin yarısı 16 yaşın altındadır.

Yüzyıllar boyu kendilerine karşı geliştirilen olumsuz politikaya direnmeyi bilen Çingenelerin birçok özelliği vardır. Yüzyıllardır süre gelen göçmenlikleri hiçbir zaman belli bir yerden başlamamıştır; -Çingeneler için « vatana dönüş » de bir anlam taşımaz. « Toprağa bağlı » denilen toplumlardan farklı ve bir ülkenin sadece uyruğu olan Çingeneler çoğu zaman göçmendirler veya göçebeliğe eğilimleri vardır; yerleşik toplum ar gibi bağımlılıkları yoktur, gittikleri yer onlarındır, sınırları sosyal ve psikolojiktir. « Toprağa bağlı olmayan »toplumlardan da farklı olarak, şimdiye kadar, ne çevrelerindeki topluma sosyal, e-konomik ve meslekî bakımdan katılmış, ne de yerel idarelerle siyasî bir ilişki kurmayı düşünmüşlerdir. Bir kenarda yaşar, başkalarında tedirginlik uyandırır ve yabancı olarak kalırlar.

Çingeneler, günümüzde kendilerine bir kimlik, ancak daha çok donup kalmış geçmişe bağlı folklor bağlamında bir kimlik tanımaya daha yatkın bir çevreyi şaşırtarak, kendi varlık ve kültürlerini dinî (Çingene bayramı) ve siyasî (Çingene kurumlarının geliştirilmesi) temel hareketlerle açıklıyor ve koruyorlar. Kendini bugüne kadar pek belli etmeyen bir azınlık su yüzüne çıkıyor.

Avrupadaki Sayıları

ÜlkeNüfus (1985)
Almanya55 000-65 000
Arnavutluk80 000
Avusturya8 000-10 000
Belçika12 000-15 000
Beyaz Rusya ve Ukrayna530 000
Bulgaristan300 000-800 000
Çek Cumhuriyeti ve Slovakya300 000-400 000
Danimarka1 000-1 500
Fransa220 000-300 000
Hollanda30 000-38 000
İngiltere80 000-110 000
İrlanda20 000-25 000
İspanya350 000-450 000
îsveç6 000-10 000
İsviçre12 000-15 000
İtalya60 000-90 000
Lüksemburg200-400
Macaristan400 000-600 000
Norveç250-500
Polonya30 000
Romanya500 000-800 000
Türkiye530 000
(Eski) Yugoslavya700 000-900 000
Toplam4 224 450-5 800 400

Değişik adlandırmalar

Ayrı ayrı dalgalar halinde gelmeleri, göçleri ve yerleşmeleri Çingeneler arasında farklı gruplar ortaya çıkarmıştır; bu grupların dillerinde onları bir toplum olarak adlandıracak ortak bir terim yoktur. Genel olarak, bir kısmı kendilerini Rom, (Türkçe’de Roman) diğerleri Manuş, bir kısmı da Kale diye adlandırmaktadır. Ancak terimler bu kadarla sınırlı kalmaz. Kendilerine göçer adını verenler de vardır; çoğunlukla, Hint kökenli gruplarla karşılıklı i-lişkiler içinde yaşayan bu yerli kökenli grupların durumları, aralarındaki farkları doğrulukla belirlemeyi zorlaştırmaktadır.

Çingene ve göçerlere verilen çeşitli adlar bir kökene dayanıyor: Fransızcadaki bohemien (Bohemyalı, bohem) adının kökeni Bohemya Kralı’nın mektubuyla birlikte Fransa’ya gelen Çingene topluluğuna dayanır. « Egyytiens » (Mısırlı) kelimesinden türemiş (Türkçe Kıptî, Fransızca Gitan, İngilizce Gypsle, İspanyolca Gitano) terimlerin yayılmasında da benzeri bir durum söz konusudur. Türkçedeki Çingene (batı dillerinde Çigan) kelimesine gelince bu Eski Yunan’daki bir kâhinler ve sihirbazlar topluluğunun (Atsinganos) belirleyen terim doğu kökenli, gelecekte Çingeneler olarak adlandırılan bazı göçer gruplara XII. yüzyılda yapıştırılmış bir etikettir. Çingene terimi muhakkak ki bütün dünyada en çok yayılan, terimdi. Çingeneler, Nazi döneminde onları aşağılamak için kullanıla Almanca Zigeuner yerine Siı veya Rom kelimesini tercih etmişlerdir. Grupların kendilerini belli özel terimlerle adlandırmadıkları hallerde Çingene kullanılır.

Çingenenin hayatı ve ölümü

Çingeneler, esas olarak göçebe bir toplumdur. Yer değiştirmekte kullandıktan araçlar, çok ender olarak moderndir; yerel yönetimlerin kendilerine ayırdığı yerlerde kamp kurarlar. Her zaman ev sahipleri nin bağnazlık ve hoşgörüsüzlüğünün kurbanı olmuşlardır. Onlar için en kötü dönemlerden biri Nazi soykırım dönemidir: yüz binlerce Çingene bütün Batı Avrupa’dan kamplara, özellikle Auschwitz kampına sürgün edildi; şimdi Almanya’dan bunun onarılmasını istiyorlar. Bugün Çingene kültürü din alanında bir yenilenme yaşıyor.

Bir inkârın tarihi

Çingeneler göçebe olarak, bir toprak üzerine kök salmış yerleşik toplulukların karşısında yer almakta ve ilgili devletçe örgütlenmeye ve kontrol edilmeye çalışılmaktadır, Başkalarına benzememeleri ve kötü şöhretleri hemen bir güvezsizlik, korku ve yok sayma duygusu yaratmaktadır. Yok sayma önceleri yerel çerçevede en ağır cezayken zamanla devlet politikası haline geldi. En ağır ve cezalardan biri de, bedenî cerrarla (kamçılama, dağlama, asma) tehdit ederek sürgün veya toplum dışına atma cezalarıdır. Bu tip bir politika kendi içine kapanarak direnmekten başka çare bulamayan bir toplumun üstünde ürkütücü etkiler yaratmıştır. Ancak bunlar devleti ekilemez. Çünkü komşu devletler de, topraklarında bulunan Çingeneleri sürmektedir. Çingene ne yaparsa yapsın suç sayıldığından « sabıkalılar » sürgüne gönderilse gerekti. Bu sürgünler sonucu ucuz işgücünü kaybeden devlet yeni yollara başvurur: ağır hapis cezası. Sürgün ile yapılmak istenen uzaklaştırma bu kez, dört duvar arasına kapama ve grubun parçalanmasıyla sosyal yokoluşa dönüşür: XVI. yüzyıl sonlan ve özellikle XVII. – XVIII. yüzyıllarda sağlam erkeklerin kürek cezasına çarptırılması, nüfus artışını sağlamak için kolonilere ve XVIII. yüzyılda imalathanelere işçi temin eden hastanelere yollama, Rumen Prenslikleri’nde kölelik gibi… Yoksayma çok daha etkili şekillere de girebiliyor: kontrol mekanizmasının gelişmesiyle, göçebelerin fişlenmesi (Fransa’da 1912 yılından 1970 yılına kadar), uyumsuz olarak kabul edilen kişinin günlük bütün hareket ve yerdeğişmelerinin kontrolüne olanak sağlayan « Çingene olduklarını belirten bir kimlik taşıma» zorunluluğu gibi. Yoksayma, ayrıca grubun kültürüne de zarar vermektedir. Çingene giysilerinin ve dilinin yasaklanması, XVIII. yüzyılda aydın despotluk döneminde ve daha yakın bir geçmişte 1926 yılından 1973 yılına kadar İsviçre’de Pro Juventute topluluğunun çabalan sonucu Çingene çocuklarının ailelerinden koparılıp alınması olayları. Nazi rejiminde,toplum dışı ve soysuz oldukları için 800 000 Çingenenin öldürülmesi, Avrupa’daki neredeyse bütün Çingene ailelerini derinden etkilemiş ve yaralamıştır.

Hümanizmin izlerini taşıyan ve XX. yüzyılın ikinci yarısında gelişen düşünceler, teknokratik bir yönetimle birleşmenin sonucu olarak, Çingeneleri bir « kapsam içine alma politikası » oluşmasına yolaçtı. Bu, sosyal problemlere neden olan toplum dışı « Çingenenin eritilmesi politikası »ydı: artık yasak yoktur, ama kontrol vardır; artık hapis yoktur, ama etrafı çevrilidir; artık yoksayılma yoktur ama toplum içinde erime vardır. Kültürel sorunlara sosyal çözümler getirildi. Bir kültürün ve dinamizmin varlığı görmezden gelinerek uyum projeleri ve sosyal yardımların genişletilmesiyle onların yerine girişimde bulunmak, hak ve görev sayıldı.

Eritme politikası istenilen sonuçları vermedi. Bu durum, diğer etkenlerin (Batı Avrupa devlederindeki göçlerden dolayı ortaya çıkan çoğulcu kültür, bölgesel isteklerin artması, Avrupalı kurumların girişimleri) de eklenmesiyle, 1980’li yılların sonunda, yeni soru ve yeni cevaplara açık, politik projelerin koptuğu bir kararsızlık dönemi başlattı.

Bir yaşam biçimi

Çingene mozaiğinin her grubu bazı bakımlardan (meslek, değişik lehçe) bir diğerinden farklıdır. Böylelikle, bir mozaik içinde yer alan ve eşi olmayan bir parça gibi görünür.

İçindeki bütün farklılıklara rağmen topluluk, grupların birbiriyle, özellikle akrabalık ilişkileri, evlenme, ölüm, kriz ve anlaşmazlıkların giderilmesi gibi nedenlerle kurumlaşmıştır. Bu kurumlaşma günün şartlarına (bölge, ulus veya kıta değişikliği) ve dayatılan yaşam şartlarına (yoksayma, değişik yasaklar, kısıtlayıcı hükümler) kendini uydurur. Grubun bağımsızlığı kadar kişinin gruba bağımlılığı da gücün ifadesidir.

Genelde yer değiştirme, sosyal ve kültürel bir işleve sahiptir. Bütün Çingeneler göçebe değildir: Avrupa Topluluğu ülkeleri içinde Çingenelerin yüzde 25’ini göçebelerin, yüzde 30’unu yılda ancak altı ay yer değiştiren yarı-göçebelerin, yüzde 45 kadarını da yerleşik olanların meydana getirdiği tahmin ediliyor. Göçebelik bir gerçek olduğu kadar bir zihniyetin de aynasıdır: gezginci olmak kimliği oluşturan temel bir simgedir. Önemli olan insanın kendisini gezginci hissetmesidir. Yani, sosyal ve ekonomik kurumlaşmaya bağlı olarak yapısal bir göçebeliğin yanı sıra,, olayların zorlamasıyla ve toplumsal durumla ilgili o-larak ortaya çıkan bir göçebelik vardır.

Bu düşünce sistemine bağlı olarak, seçilen işte başına buyrukluk ağır basmakta, çok yönlü bir bağımsızlık kazandıran esnek bir çalışma biçimi, iş-güvenliğine tercih edilmektedir. Çingeneler çok çeşitli işler yaparlar. İçlerinden pek az doktor, avukat ve hâkim çıkar. Süpürgeci, sepetçi, kalaycı, çiçekçi, tahta ve bakır eşya yapımcısı, piyango bileti ve gazete satıcısı, geçici tarım işçisi olarak çalışırlar. Birçoğu, özellikle Doğu Avrupa’da demircilik yapmaktadır. Ayrıca kazancılık, bakırcılık, kalaycılık gibi zanaatlarla uğraşanlar da vardır ve bunlar çok tutulan işlerdir. Çingeneler’in çoğu, atcambazı, sepetçi ve müzisyendir (Django Reinhardt gibi).

Politika sahnesine çıkış

Farklı ulusal dernekler (1972’de 22 devletten gelen) arasında bir bağ olan Uluslararası Rom Komitesi 1960’lı yılların sonunda kuruldu. İlk dünya kongresini 1971’de Londra’da, 14 devletten gelen delegeler ve diğer devletlerin gönderdiği gözlemcilerin katılımıyla yaptı. Delegeler yaygın olarak kullanılan değişik adlandırmaları reddederek, herkes için Rom terimini kabul ettiler. Kuvvetli bir birlik hissi içinde bütün Romların kardeş olduğu ilan edildi, bir bayrak ve marş kabul benimsendi. Kongreyi, Rom halkı ilerlemek için kendi yolunu aramak hakkına sahiptir sloganı özetler. Daha sonra, Uluslararası Komite, Kongrenin daimî genel sekreterliğine dönüştü. İkinci kongre 1978 yılında Cenevre’de yapıldı.

Programda, yok sayma ve eritme politikalarıyla mücadele edilerek, i?om’ların kendilerine özgü kültürlerinin tanınmasını öngörüyordu. Kongre sonunda ortaya çıkan bir kuruluş olan Rom Birliği (Romani Ekhipe), Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal Konseyi nezdinde, 1981’de istişarî statü kazandı. Üçüncü dünya kongresi 1981 yılında Göttingen’de (Almanya) yapıldı. Çingene kuruluşları için 1980’li yıllar denge yılları oldu. Değişik gruplar, bir politik bütün içinde Çingene olmak için dayanışmaya giriştiler ve kendilerini başkalarına tanıtırken, kendi kendilerini de daha iyi tanımış oldular. Küçük gruplar mozaiği bir kadro kurdu. Bu kadronun uygunluğu, bu mozaiği hakikaten koruyabilecek yapıda olup olmadığı veya yetersizliği ilerde anlaşılacaktı.

Çingene kuruluşlarının politika alanına girmesi bugünkü durumun özelliğidir. Bunâ, farklı grupları da bir araya getiren, Avrupa ve dünyadaki Çingene yortuculuk hareketini de eklemek gerekir. Bu dinci hareket, Çingenelerin verdiği dinamizmle bir özgünlük kaynağıdır. Sosyal karışıklıklar ve biçimlenmekte olan hak iddiaları değişiklikler için önemli bir itici güçtür.

Gençlerin genel kültüre katkıları ve yaşam biçimleriyle, eğitiminde de değişimde büyük payı vardır. Diğer taraftan, Avrupa Topluluğu ve Avrupa Konseyi kendi kurumlarıyla, Çingene topluluğuna önemli bir yardımda bulunacak gibi görünüyor: Avrupa Topluluğu Konseyi ve eğitim bakanlarının Çingene ve gezginci çocuklarının oku-tulmasıyla ilgili 22 mayıs 1989 tarihli karan buna örnektir. Bu karar devletleri, Çingene kültürüne saygı göstermeye, eğitim için özgün çalışmalarda bulunmaya, girişimleri desteklemeye ve ortaya çıkarılmış olan işleri koordine etmeye çağırıyor.