SSCB

SSCB’de Ulusların Uyanışı

GORBAÇOV DÖNEMİNE damgasını vuran en büyük tarihi olay; büyük olasılıkla, Sovyet İmparatorluğumun parçalanması olacaktır. İstikrarsızlığın öncüleri, 19867da Alma-Ata;daki (Kazakistan) ayaklanmalar ve bunu izleyen, Kırım Tatarlarının gösterileri (Temmuz 1987) ve özellikle 1987 ağustosunda, Baltık Ülkelerindeki (Estonya, Letonya, Litvanya) hareketler şeklinde ortaya çıktı. 1988 yılında Ermeni patlaması yaşandı. 19897dan itibaren Baltık Ülkelerindeki sertleşmeyi, Moldova olayı ile daha düşük bir derecede Beyaz Rusya ve Ukrayna izlerken, Transkafkasya ve Orta Asya’nın geniş bölgelerinde tehlikeli ayaklanmalar başladı. 1990’da Baltık Ülkeleri birlikten koptular ve önceleri yakın çevrede başlayan ulusal isteklerin bütün cumhuriyetleri sardığı bağımsızlıktan farkı olmayan egemenlik istekleri peş peşe ortaya çıkmaktı.

Bu hareketler bazen de, Ermenistan, Azerbaycan ve kısmen de Gürcistan ve Özbekistan’da olduğu gibi etnik gruplar anlaşmazlıklardan doğdu. Bu krizleri çözmede yetersiz kalan yerel merkezi iktidarlar karşısında hareketler daha da sertleşiyor ve Sovyet merkezi iktidarına karşı cephe alıyordu. Özellikle Batı bölgesindeki devletlerde ortaya çıkan bazı hareketler, yeni yeni tanınan düşünce özgürlüğünden ve perestroyka’dan (yeniden yapılanma) yararlandı.

Bazı farklılıklar dışında, Baltık Ülkeleri örneği bir yağ lekesi gibi yayıldı; aydınlar ve komünistlerin çoğunlukta bulunduğu Ulusal Halk Cepheleri kurulması, önce çevre dil ve kültürle ilgili ılımlı istekler ve sonra gitgide sertleşen talepler.

Onlarca yıllık hareketsizlik ve baskıdan sonra Sovyet iktidarı tarafından a-çıklanan reform niyeti, hiç şüphesiz, u-lusal uyanışın tetiği oldu. Özellikle Brejnev dönemindeki borç havası içinde bölgesel milliyetçilikler kuvvetlendi, yerli halkbirbiriyle kaynaştı, İslamiyet ve Hıristiyanlık büyük bir gelişme gösterdi. Hayalini gördüğü, bir uluslar potası olmak yerine, SSCB, üzerine kurulduğu federalizm ve toprak bütünlüğü ilkesinin birleşme değil parçalanma yönünde bir rol oynadığını farketti.

Merkezi iktidar bir yandan baskılara devam ederken (1989’da Gürcistan, 1990;da Azerbaycan, 1991’de Baltık Ülkeleri) bir yandan da uygun bir zaman, bekledi ve Merkez ile Cumhuriyetler a-rasında yeni ilişkiler öngören bir birlik antlaşmasının imzalanmasını istedi. A-ğustos 1991;de darbecilerin açıkladıkları neden, devletin parçalanmasını önlemek için bu gelişmeyi durdurmaktı, ancak başarısızlıklarının ertesinde, federalizmin bir öğesi olan komünizmi reddeden şiddetli ulusal hareketler, parçalanmanın kaçınılmaz olduğunu gösteriyor gibiydi.

Sovyetler Birliği’nin batı ve ve güneybatı yakasını oluşturan üç cumhuriyet arasında, Rusya tarafından tamamen eritilmiş olduğuna inanılan Beyaz Rusya ulusal uyanışın ilk işaretlerini veren cumhuriyet oldu. 1988 yılında Minsk yakınındaki Kurupatı ormanında 1930’lu yılların sonlarından kalan toplu mezarın bulunuşu, okullarda anadilde eğitim sorunu, aydınlarda büyük bir coşku yarattı ve Baltık Ülkeleri örneğinde bir Halk Cephesi kuruldu (Şubat 1989).

1939 yılına kadar Rumen toprağı olan Moldova’da 1988 yılından sonra bir milliyetçilik uyanmaya başladı. İstekler, önce, ekonomide özerklik ve Rumence’nin resmi dil olarak kabul edilmesi doğrultusunda patlak veren ve Rusya taraftarları ile bağımsızlık isteyenler arasında Kişinev’deki (bugün Kişinau) olaylardan sonra durum kasım 1989’dan sonra daha da vahimleşti. Bunu izleyen dönene, ayrılma düşüncesi epey yol aldı. Ancak Moldov milliyetçiliği Gagavuz (Ortodoks Türkler) ve Rus azınlıklarını uyandırdı ve onlar da bağımsız cumhuriyet kurdular.

Harekete geçen son cuhhuriyet Ukrayna (nüfusu I milyonun üstünde) oldu. 25 – 26 Nisan 1986 Çernobil faciasın sonra çevre fikri aydınları harekete geçirdi. Batı Ukrayna I Ukrayna Katolik Kilisesi baş kaldırdı, 1989 yılında Hak’ Cephesi kuruldu ve hemen kayıtsız şartsız bağımsızlık istendi. Mart 1990 bölge seçimlerinde de büyük bağımsızlığını sağladı.

Barut fıçısı Kafkasya

Kafkasya’da, ulusal isteklerin yerine getirilmemesi, Azerî Türkleri ve Ermeniler arasındaki anlaşmazlık ve köktenci Müslümanlığın kuvvetlenmesi bölgeyi barut fıçısı haline getirdi.

Kıvılcım, Azerbaycan toprakları ortasında yer alan ve Ermenilerin çoğunlukta olduğu Karabağ bölgesinde çaktı. Gittikçe artan huzursuzluklar sonucu, eski bir hak iddiasını renim isteyen yerel Komünist Partisi milliyetçilerin tarafını tuttu ve bölge Yüksek Sovyeti, 20 -bat 1988’de bölgenin Ermenistan’a bağlanmasını oyladı e kabul etti. Bunun üzerine, Ermenistan’da grev ve gösteriler başladı. 29 Şubatta Azerbaycan’ın Sumgayt şehrinde yapılan gösterilerde 32 kişi öldü. Daha sonra, hükümet bir çözüm burçağına söz vermesine rağmen, halklar arasındaki anlaşmazlıklar büyümekte ve her iki taraftan da sığırmaç akını gitgide artmaktaydı). 25 Martta Gorbaçov, Ermenilerin hak iddiasını reddetti. Ermeniler sertleşti, hemen hemen tam yetkili bir Karabağ Komitesi kuruldu ve özellikle 1988 yılı yazından itibaren bağımsızlık sloganları atılmaya başlandı. Aynı yılın kasım ve aralığında Bakü’de Azerî milliyetçiliğinin ortaya çıkmasının işareti olan kitle gösteriler yapıldı. Sayıca avantajlı olan Çoğunluğu Şiî Müslüman olan Azeriler topraklarında statükonun devamından yanaydı; ancak şeriatçı Müslüman sloganları, İslam bayrakları ve Humeyni portreleri ortaya çıktı. 7 aralık 1988’deki depremden hemen önce, Ermenistan’da hemen hemen bir savaş durumuna geçilmesi, Azerbaycan’a asker gönderilmesi millîyetçi hareketleri yıldırmadı. Ocak 1990’da Azerbaycan’da başlayan yeni etnik çatışmalarda en az 25 kişi öldü. Sovyet ordusu yeniden müdahale etti ve kente zorla girdi. Krizden çıkıldığında merkezî hükümet iki toplum arasında doğrudan karşılıklı görüşmeler yapılmasını önerdi.

Ermenistan’da (1989’da kurulmuş olan paramiliter grupların ve milislerin silahsızlandırılması gerekiyordu); Karabağ Komi-tesi’nin yerini alan Ermeni Millî Hareketi, Yüksek Sovyet’te çoğunluğu sağladı ve 1990 yılı ağustos ayında ülkenin bağımsızlığını ilan etti. Azerbaycan’da Bakü ayaklanmasının öncüleri olan Azerbaycan Halk Cephesi’nin radikal milliyetçileri, ekim ayında yapılan bölgesel seçimleri kaybettiler. Savaş hâlâ bu iki halkı karşı karşıya getirmektedir.

Transkafkasya’daki üçüncü cumhuriyet olan Gürcistan, 1988 yılı sonundan beri, kendisinden bahsettirmeye başladı. Ordu tarafından kan dökülerek bastırılan 9 Nisan 1989’daki milliyetçi gösteri ve grevler birbirini izledi ve bağımsızlık taleplerini açığa vurdu. Komünist olmayanlar ve bağımsızlık taraftarlarının oluşturduğu koalisyon « Serbest Gürcistan için Yuvarlak Masa», 1990 yılında Bölge Yüksek Sovyet’i seçimleri’ne kazandı. Nisan 1991’de, Baltık Ülkeleri’nde yapılan Örnek alınarak, bir referandum ile bağımsızlık ilan edildi. Ancak, aynı döneminde. Gürcistan, kendi azınlıkları olan Abhazistan ve Güney Osetya’nın ayrılma istekleriyle karşı karşıya geldi.

Müslüman uluslar

Sovyetler Birliği ile bütünleştiğine inanılan, gözardı edilmeyecek sayıdaki Müslüman kitle 1986 yılından başlayarak açıkça ulusal bir uyanışın işaretini vermeye başladı. Müslüman devletlerin uyanışlarının birçok nedeni vardı. Müslüman nüfusun artışı her yerde olduğu gibi dengesizlikler ve aşırı yığılma sorunlarının ortaya çıkmasına yol açtı.

Orta Asya ülkelerine, pek parlak durumda olmayan yenileşme, bir sömürgeci gibi görülen Rusların işiydi. Bu cumhuriyetler arasında ve Sovyetler Birliği’nin öteki bölümleri arasındaki alışveriş, kalkınmış ülkeler ile Üçüncü Dünya ülkeleri arasında yapılan türdendi.

Bu bağımlı bir ekonomiye uygun olarak halkın bir kesimi zenginleşirken asıl büyük bölümünün yoksullaşmasıyla çelişmekteydi.

Brejnev dönemi sonunda ortaya konan ve Gorbaçov tarafından da sürdürülen, yerel örgütlerin ve mafyaların tasfiyesi politikası dengeyi bozdu. Kazakistan Birinci Sekreteri Kunayev’in görevinden alınarak yerine Rus Kolbin’in getirilmesi, Alma-Ata’da 17-18 aralık 1986’da patlak veren ayaklanmayla sonuçlandı.

Geleneksel Sovyet politikası -böl ve yönet- gitgide etkisini kaybediyordu. Ya, Kırgız ve Kazaklar gibi, yapay olarak bölünen halk, ortak kimliğinin bilincine varıyor, veya Mesket Türkleri ile Özbekler arasında olduğu gibi, uyuşmazlıklar patlama noktasına varıyordu.

Aynca ve hepsinden önemlisi, köktenci Müslümanlığın ve gizlice yükselişi, Afganistan’daki Sovyet başarısızlığı ve İran örneği ile beslenerek, milliyetçilik duygusuyla sımsıkı kenetleniyordu. Kuzey Kafkasya’dan gelen Sufîler, çoğalan camiler, Tacikistan’da olduğu gibi Ruslara karşı cihad çağrısı yapan vaizlerin ortaya çıkması, Müslüman devletler kurulması gibi endişe verici kaynaşmalar.

Diğer bütün Müslüman ülkelerde olduğu gibi bu milliyetçi ve köktendinci hareketler, Komünist Partisi ile ilişkisini kesmiş aydınların yönettiği bir gençlik kitlesinden güç ve cesaret alıyordu.

Diğer bölgelerden farklı o-larak, daha çok aydın kesimden oluşan Halk Cepheleri (Tacikistan, Özbekistan’daki Berlik hareketi, Azerbaycan dışında) şimdiye kadar, politik bir yapılanmaya ulaşılmadan sadece çeşitli şiddet olayları yaşandı. Alma-Ata’daki ayaklanmayı Azerbaycan’da 1988 yılı son-baharındaki büyük gösteriler, Türkmenistan’daki etnik karşılıklar ve önce Mesket Türk-leri’ne ve daha sonra Ruslara karşı, Fergana Vadisi’ndeki isyanlar izledi, (haziran 1989 ve mart 1990). Tacikistan ve Özbekistan’da şubat 1990’da karışıklar (Ruslar ve Ermenilere karşı) oldu, haziran-temmuzda Kırgızistan’da Kırgız ve Öz-bekleri karşı karşıya getiren kanlı çarpışmalar çıktı. Etnik gruplar arasındaki kavga, ağustos 1991’deki başarısız darbeden sonra, merkez ve çevresi arasındaki çatışmayı geri planda bırakmıştır ve bugün de önemini sürdürmektedir. •