Öğretmenler Kendini Neden Geliştirmiyor

Başlığa katılmıyorsanız, yazıyı okmanıza gerek yoktur.

Bu başlığın altına uzun uzadıya nedenler yazılabilir ancak bu bir deneme yazısıdır ve makale olduğunu iddia etmemektedir.

Kısa kısa değinelim (istek, enerji ve zaman kalırsa ilerleyen dönemlerde bu yazı uzunca ve yeniden yazılır):

1) Nitelikli anne babalar olmadığımız için nitelikli çocuk yetiştiremiyoruz. Çocuk konuşmaya başladığında havaya uçan biz ebeveynler, çocuğun dakikada onlarcayı bulan soru bombardımanına denk gelince keskin bir çözüm buluyoruz: Keser misin!

Bu durumda çocuk susmayı öğrenir ve dünyayı kesfetmeye yönelik yapısı körelmeye başlar ve çoklu zekayı tek tük zekaya indiren oyuncaklarla yaşamına devam eder.

2) Okula başladığında kiminin sisteme, kiminin öğretmene, kiminin sınıfta olmayan projeksiyona, kiminin akmayan musluğa, kiminin dün akşam geç saatlere kadar okeye bağladığı kalitesiz eğitim ortamına gelen çocuk; ebeveyn ve toplumun öğütücü dişlisinden kurtarabildiği çeşitliliğini ve yaratıcılığını okulun katı, çok önceden belirlenmiş ve çoğunlukla kendi yeteneğinden çok planlanan hedeflere odaklanılan eğitsel süreçlere dahil olur.

En az 12 yıl devam eden eğitim süreci çocuğun kelebek, su, gergedan, yıldız, çamur, dans, müzik, kuzu, çimen, gözlem, spor, uyuma, zıplama, yemek yapma vs merakını bir kenara bıraktırarak sadece Türkçe, matematik, fen, sosyal ve bir türlü nitelikli olarak öğretilemeyen yabancı dil derslerine çalışmasını bekler.

Çocuk, bu süreçte ne kadar gerçek yeteneklerini göstermeye çalışmak istese de sınıfta -, +, not, ödev, proje gibi unusurlarla baskılanır ve sisteme dahil edilir. 12 yıllık süreç sonunda öğrenci doğuştan yeteneklerini unutup, koridorda, teneffüste, öğretmenler odasında boş bir öğretmen bulup test sorularını çözdürmeye çalışan bireye dönüşür. Evrenin en zekisi olan, mağmaya inmeye Mars’a çıkmaya çalışan birey düşünüldüğünde basit bir ezber soruyu çözdürmeye çalışmak kuşkusuz yazıktır!

3) Önüne konulan ve sadece dünyanın pek kullanmadığı (kullanıyorlarsa yanlış yapıyorlar) ders içeriklerinden oluşturduğumuz sınava sokup onu kişilik, sosyal ve kültür özelliklerden ile yetenekleri yönünden dikkate almadan merkezi yerleştirme ile kendisinin (aslında o da kendisinin ne olduğunu ve en iyi neyi yapabileceğini bilememektedir.) seçtiği üniversiteye yerleştirilir. Tıp ile gastronomi giden öğrenci hem aynı eğitim sürecinden hem aynı sınavdan geçtiğini düşünürsek sonuç ne olur?

4) Ana sınıfından lise sona kadar çalıştırılan, yaratıcılık sağlamayan, yetenek öldüren bir süreçten sonra şansı da yaver giderse üniversiteye yerleşen öğrencimiz, yılların vermiş olduğu yorgunluğu artık atmak ister ve yoğun çalışma temposu son yıldaki KPSS’ye kadar kendini salıvermeye bırakır. Gezme, tozma, çokça uyumaya, doğruluk cesaret ve tabu oyununa (tabi bunların bazılarının olması gerekir ama tüm eğitim yaşamında bu olmalıydı) verilen zamanın çokluğu araştırma, inceleme, sorgulama, kendini geliştirme, üretme süreçlerinin (vs) yok olmasına neden olur. Tabi bu yok olmanın temel nedeni, gencimizin genetik olarak gevşek olmasından değil, bebeklikten itibaren toplum ve eğitimce kendisinde meydana getirtilen durumlarla ilgildir. Esnek ve üretken düşünebilme yeteneğiniz elinizden alınmışsa ve dil dersleriniz hala dil bilgisi üzerinden anlatılıyorsa sizin çok kapsamlı (psikoloji, sosyoloji, eğitim bilimi, işletme ve yönetme yeteneği, ar-ge) olması gereken öğretmenlik sınavında ezber tarih sorularının belirleyicisi olması kaçınılmaz oluyor.

5) Büyük bir hevesle gelinen, ve ergenlik döneminde -şayet vakit varsa- izlenilen yabancı filmlerde özgün, çılgın, dahi profesörleri beklerken karşılarında kitaptaki yazıyı olduğu gibi slayta (lütfen slaytları yazı ile doldurmayın) yazıp saatlerce virgülüne noktasına okuyan, eğitimdeki çağdaşlıkları konuşması gerekirken “ben öğrenciyken şöyle böyle yapardım” diyen, her yıl aynı ders notlarını fotokopi bölümüne bırakıp üstüne üstlük yazdığı ve kimi yerleri intihal içeren kitabını öğrenciye sattıran kimi kişileri görünce bilimin, üretimin, yüksek öğretimin aslında lisenin bir devamı olduğunu ve yine aslında işin böyle olması gerektiğini sanan gencimiz, dört yıl boyunca dört yıl önceki durumundan daha geride olacak şekilde okulunu bitirir.

6) Başta söyleyeyim ki bu maddede yazacaklarımı abartmıyorum, olması gerekeni yazıyorum: Öğretmenlik mesleğinin maaşını, çalışma koşullarını bir tarafa bırakarak bir öğretmenin dünyadaki hemen hemn tüm mesleklerden ayrışması gerekir. Çok geniş bir alan. Dünyada 100 tane bilim alanı varsa öğretmen olabildiğince bunlara ulaşması, araştırmasıi fikir sahibi olması gerekir. Öğretmenin psikolojiyi, sosyolojiyi, insan ilişkilerini, güncel ve eski siyası/toplumsal hareketleri, yazın ve bilim dünyasını ve daha yığınla şeye hakim olması gerekir çünkü biz insanların insan diye tanımladığı insan türü, yeryüzünün en karmaşık, zor, derin, sorun çıkaran/çözüm üreten vb canlısıdır. Siz de bu canlıyı eğitmeye talip olduğunuza göre insanla ilgili her şeyi ama her şeyi yapmanız ve bunu yaparken de dinler, diller, milletler, ideolojiler üstü bir evrensellik yapmanız gerekmektedir.

7) Yukarıdaki süreçlerden geçen birey sınavları geçip öğretmen olarak atandığında girdiği bir yanılgı şu: “Oh, atandım. Kurtuldum.” Bu yanlış. KPSS ya da diğer şeyler senin kurtulduğunu değil artık yorulman, uğraşman, gelişmen, emek vermen anlamına gelmektedir. KPSS bir bitiş değil, başlangıçtır.

8) Ders içeriklerinin, kitapların, sınavların vs.lerin esnek ve yaratıcı eğitimin önünü kapatması. Bu madde, kendini geliştiren ve nitelikli birey/vatandaş için aslında doğru sanılan yanlışlarla olmayacağını bilen öğretmenler için geçerlidir. Yukarıdaki maddelerde hemen hemen tüm yetenekleri, merakı elinden alınan birey aslında her şeyin iyi gittiğini düşünebilir çünkü balık akvaryumdaki suyuna alışmıştır. Su kirli olsa bile. Aslına sorun ders içerikleri da değil. Sorun bizim alışkanlıklarımız. Örneğin Türkçe dersinde “Eleştirel düşünür.” kazanımını kazandırmak için -şayet oturulup emek verilirse- binlerce yol vardır. Tabi siz bunu 4 ya da 5 şıklı soru ile yapmıyorsanız.

NOT: Test, eleştirel düşündürtmez. Daha doğrusu hiç düşündürtmez. (Bazı ALES soruları hariç.)

9) Öğretmnler kendini geliştiriyor muyu denetleyen bir merkezin olmaması. Bu ölçümü, öğretmenin kaç tane öğrecisi takdir aldı, kaçı fen lisesine gitti değil süreç sonunda dili, matematiği, feni, sanat, spor vs vs vs vs vs vb vb vb vb vbalanlarda “öğrenmeyi öğrenmiş mi”yi ölçmesi gerekir. O zaman sınav sistemi de yeniden değerlendirilmeli. Mümkün.

Bu yazı yüzlerce sayfaya da yazılabilir ne yazanın ne de okuyacak olanın o kadar vakti ve enerjisi vardır.

Özetlersek:

Öğretmenin kendini geliştirmemesi, öğretmen olan kişinin bebeklikten emekliliğe kadar ki tüm süreçlerin değişmesiyle mümkündür.

Sağlıcakla ve gelişmeyle kalalım. Aydın MERAL

Kimler Neler Demiş?

avatar
  Abonelik  
Bildir