Çocuklarımızın Zeka Düzeyi

Ülkemizde yaklaşık % 2-3 civarında çocuğun IQ’sunun normalin üzerinde olduğu düşünülüyor. Biz bu çocukların farkına ancak okula başladıklarında varabiliyoruz. Fark etme şeklimiz ise genellikle okuldan çocuk hakkında “oturmuyor, dinlemiyor, başka şeylerle ilgileniyor, çok hareketli” gibi şikâyetler gelmesiyle oluyor. Oysa üstün zekâlı çocuklar doğdukları andan itibaren kendilerini fark ettiriyorlar ancak bu işaretleri okuyamayan aile durumu geç fark ediyor.

Çocuk, okul hayatına başladığında pek çok sorunla karşı karşıya kalıyor. Farklı olduğu, bilinç düzeyi yaşıtlarından önde olduğu için iletişim sorunları yaşayabiliyor, üstün zekâlı çocuklar konusunda pek fikri olmayan eğitmenlerin elinde özellikleri köreltiliyor. Son yıllarda bu konuda umut veren çalışmalar yapılmaya başlandı ama henüz yeterli değil.

Şartlar şuan bundan ileri gidemezken IQ skoru ne işimize yarıyor? Hatta olayın çıkış noktasına bakalım “IQ Nedir?” sorusuyla başlayalım. Konuğum, Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizyoloji A.D. öğretim üyesi ve Tıbbi Fizyoloji A.D. Başkanı Doç Dr.Sinan Canan. Kendisi aynı zamanda beyin üzerine araştırmalar yapan  genel dinleyiciye yönelik, sinirbilim bilgilerini paylaşma amacıyla [n]Beyin’i kurarak, meraklılara yönelik bilgilendirici bilimsel gösteriler ve konferanslar düzenliyor. [n]Beyin’in bilimsel kurul başkanı olarak da görevini sürdürüyor.

Serap Torun: IQ Nedir?

Doç.Dr.Sinan Canan: IQ insan zihninin ya da hesaplama yapabilen herhangi bir makinenin hesaplama hızını ölçen bir parametre aslında. Biz IQ testini neden bu kadar abartıyoruz derseniz şuan ki eğitim sistemi bizden belli konularda öğrettiğimiz şeyleri hızlı hatırlayabilen, algoritmaları hızlı biçimde uygulayıp sonuca ulaştırabilen insan tipini istiyor. Sayısal hesaplamaları hızlı yapabilmek aslında insan zihninin çok küçük bir bölümü, fakat eğitimi ezber hafızası ve analitik işlem üzerine kurduğumuz için bu sistemde IQ bize çok önemli bir parametreymiş gibi geliyor.

IQ okul başarısını etkiliyor mu?

Şuan kullanılan eğitim sisteminde IQ puanı yüksek çocukların başarıları da yüksek. Çünkü sınavlarda hep algoritmik, hesaba, hatırlamaya dayalı sorular soruluyor. Tabii ki bu çocuklar yüksek skor elde ediyor. Ancak şu da bir gerçek ki IQ’nun yüksek olması ile hayat başarısı arasında doğrudan hiçbir bağlantı yok.

Çocukların IQ skoru ne ifade ediyor?

İnsan zihninin hesap yapabilme özelliği beynin sadece çok küçük bir bölümü.  Dünyada insan türü yaklaşık 200 bin senedir varmış gibi gözüküyor, bizim 200 bin senedir böyle bir özelliğe pek de ihtiyacımız yoktu. Bu ihtiyaç geçen yüzyıl sanayileşme devriminden sonra ortaya çıktı. Üretim buna dayandığı için de eğitimde IQ daha önemli hale geldi. Halbuki insan, normal hayatını yaşarken karşısındaki insanın duygularını anlamak, değişkenlerine hakim olamadıkları kadar farklı ve kaotik olaylarda kararlar vermek gibi durumlarla karşı karşıya kalıyor. Değişkenleri bilinmeyen durumlar ise karşıdan karşıya geçmekten tutun, evleneceğiniz kişiyi seçmeye kadar giden geniş bir alan. Bu kararların hiçbirini bilgisayarlara verdiremiyoruz çünkü bunlar çok karmaşık kararlar. İnsan zihninin bu tip karmaşık işleri yapmak üzere özelleşmiş birçok bileşeni var, IQ ile temsil edilen işlemsel kapasite aslında insanda en zayıfı ve biz bunu daha iyi yapsın diye zaten bilgisayarları icat ettik. Bu açıdan baktığınızda bir bilgisayarın IQ su bizden kat kat üstün ama “bilge” bir bilgisayarımız henüz yok. Çünkü bilgisayar insanın birçok özelliğini içermiyor.

Zekâyı eğer ürettiğimiz bilgisayarın kabiliyetleri cinsinden tanımlarsak, çocuğu biranda ezberleyen, sorulduğunda söyleyen, kutuları karalayıp doğru cevap veren bir şeye indirgemiş oluyoruz. Yani insanın bütün diğer özelliklerini görmezden geliyoruz.

IQ’nun yanına EQ’da eklesek, bu durumda nasıl bir sonuç çıkıyor?

EQ (Duygusal zekâ)  bir ara çok revaçtaydı. Fakat duygusal veya analitik zekâ bizim beynimizin aslında çok küçük bir parçası. Bizim henüz daha bilmediğimiz bizi insan yapan, en yakın benzerimiz olan primatlardan ayıran çok fazla zihinsel özelliklerimiz var. Bunları henüz çözemediğimiz gibi bunların hayatımızdaki öneminin de farkında değiliz. İnsana dair neyi anlayabiliyorsak insan ondan ibaret gibi düşünüyoruz. Bu nedenle IQ, EQ gibi konulara yöneliyoruz ve eğitim sistemimizi bunun üzerine inşa ediyoruz. Aslında normal zekâlı inanılmaz yetenekleri olan insanları eğitim adı altında köreltmek yerine onları nasıl parlatabiliriz ve bu özelliklerini nasıl ortaya çıkarabiliriz diye konuya yaklaşmak daha faydalı diye düşünüyorum.

Her insan benzersiz bir zihinsel donanıma sahip ama biz onları üstün zekâlıların en maksimum düzeyde olanının yapabildiklerine göre değerlendiriyoruz. Onlara bu yönde puan veriyoruz. Halbuki eski Enderun mekteplerinin kapısında “Burada hiçbir balık uçmaya, hiçbir kuş yüzmeye zorlanmaz” diye bir yazı varmış. Yani herkesi tabiatına göre eğitmek gerekiyor ama bunu şuan global çapta bir eğitim sistemine uyarlamak da mümkün görünmüyor. Burada farklılıkları gözlemleyip çocuğu o yönde desteklemek aileye düşüyor.

Dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta okul başarısının her şey demek olmadığı. Meslek seçimi insanın kaderi belirlemek zorunda değil, insan yapılan zekâ ölçüm testleri ile sınanamaz. İnsan, bunların çok ötesinde.

Çocuğun üstün zekâlı olması ebeveynin gururunu mu okşuyor?

Anne babalarda genel olarak üstün zekâlı çocuk özlemi var. Aslında üstün zekâ bugün ölçüldüğü haliyle oldukça sorunlu bir durum. Genellikle bu çocukları takip ettiğinizde hayatla uyumsuz hatta sorunlu tabir ettiğimiz çocuklarla dahi karşılaşabiliyorsunuz çünkü bu sistem üstün zekâlıyı doyurabilecek bir eğitim sistemi değil. Kaldı ki her insan, bir konuda diğerlerinden üstün. Bu nedenle bu işlemsel zekâ meselesini çok abartmamak gerektiğini düşünüyorum. Bunun okul başarısı getirdiği doğru fakat bir insanın asıl mutluluğu ve başarısı hayattaki başarısıdır. Bu konuda bilinmesi gereken en önemli nokta her insanın benzersiz olduğudur. Çocukları IQ ile değerlendirmek yerine önemli olan o çocuktaki baskın yönü, yeteneği keşfederek o yönde çocuğun ilerlemesi için yol göstermektir.

Bu durumda, eğitimde asıl görev ebeveyne mi düşüyor?

Ebeveynin bireysel çabası çok önemli. Ebeveyn ilk önce çocuğunu yarıştırmamayı öğrenmeli. Onları yarıştırmak, çocuklarımıza yapacağımız en büyük haksızlık. Bunun yerine onların neyi yaparken zevk aldıklarını keşfetmemiz gerekiyor. Çocukların hangi tip zekâ kombinasyonları ile doğduğunu ve bizim yetiştirme tarzımıza bağlı olarak nereye doğru ilerlediğini iyi gözlemlememiz lazım. Ebeveynlere tavsiyem çocuklarını iyi tanımaları ve zevk aldığı, iyi yaptığı işleri keşfedip o yönde onları cesaretlendirmeleri ve destek olmaları. IQ veya EQ konusunu unutup çocuklarını, onların mutlu olduğu, başarılı olduğu alanlarda desteklemeleri. Mutlu insan her zaman topluma katkı yapan insandır her zaman medeniyeti yükselten insandır. Hayatta ideal çocuk yetiştirme formülü yoktur çünkü her çocuk farklıdır. Testler, bir göstergedir ama sadece okulda geçerlidir.

Serap Torun

Twitter: https://twitter.com/seraptorun73

Kimler Neler Demiş?

avatar
  Abonelik  
Bildir